1968 yılında Amerika’da bir bilim insanı, son derece etkili bir yapıştırıcı formülü geliştirmek için çalışmalara başladı. Ancak yaptığı deneyler, beklediğinden tamamen farklı bir sonuç ortaya çıkardı. Elde ettiği madde, yüzeyleri sıkıca yapıştırmak yerine, kolayca sökülebilen ve hiçbir iz bırakmayan bir yapıya sahipti. Bu nedenle, başlangıçta başarısız ve işe yaramaz olarak değerlendirilen bu buluş, uzun süre boyunca göz ardı edildi.
Yıllar sonra, bir mühendis bu sıradan gibi görünen yapıştırıcıdan ilham aldı. Sürekli kitap okurken kullandığı ayraçların düşmesinden rahatsız olan mühendis, bu hafif yapıştırıcıyı küçük kağıt parçalarına uygulamayı düşündü. Böylece, bu not kağıtları kitap sayfalarına zarar vermeden yapışıyor ve istenildiğinde kolayca çıkarılabiliyordu.
Özellikle ofis çalışanları arasında hızla popülerleşen bu yeni ürün, başlangıçta beklenen satış rakamlarına ulaşamadı. Fakat, bedava numunelerin dağıtılmasıyla kullanıcılar, ürünü deneme fırsatı buldu ve hemen ardından kendi istekleriyle tekrar satın almaya yöneldi. Bu akıllıca tanıtım stratejisi sayesinde, yapışkan not kağıtları kısa süre içerisinde dünya genelinde çalışma masalarının vazgeçilmez bir unsuru haline geldi.
Bugün milyonlarca insanın günlük yaşamında yer alan bu pratik not kağıtlarının, aslında bir fiyasko olarak görülen bir çalışmadan doğmuş olması, hikayenin en ilginç ve etkileyici yönlerinden biridir.